
Küçük Menderes Nehri yüzyıllardır Selçuk ovasını besleyerek tarımın sürekliliğini, biyoçeşitliliği ve yerleşim kültürünü şekillendirdi. Ancak bugün bu bereketli delta, sanayi atıkları, tarımsal kimyasallar ve kontrolsüz yapılaşmanın baskısı altında, ağır bir ekolojik krizin odağında. Nehrin taşıdığı su yalnızca yaşamı değil, belleği de barındırıyor: Geçmişin izlerini, bugünün tahribatını ve geleceğin ihtimallerini.
“Suyun Hafızası” sergisi, bu kırılgan ekosistem üzerinden kirlilik, ekoloji ve ortak sorumluluk temalarını gündeme taşıyor. Sergiye katılan sanatçılar, suyu yalnızca bir doğal kaynak değil, aynı zamanda insan müdahalesinin izlerini kaydını tutan, hatırlamanın ve tanıklığın mekânı olan bir arşiv olarak ele alıyor. Bu yaklaşım, felaketi görünür kılmak kadar, suyun belleğinde gizlenen hatırlama gücünü ve ekolojik adalet çağrısını da içeriyor.
Melisa Geçalp, deltadaki kirliliği doğrudan deneyimlemek niyetiyle topladığı su ve çamuru suluboya ile birleştirdiği “İleri Geri” adlı panoramik üçlemede bölgenin geçmişini, şimdisini ve geleceğini katmanlı bir hayale dönüştürürken, “Köyün Boyaları” adlı işinde bitkilerden ürettiği boyaların içerisine onu konuk eden yere ait yaşanmışlıkları sığdırma düşüncesinden hareket ediyor.
Aşkın Ercan, nehrin artık tahribatın kokusunu taşıdığını hatırlatarak bu kokuyu bireysel ve kolektif hafızayı harekete geçiren, aynı zamanda direnişi mümkün kılan bir hatırlama biçimi olarak ele alıyor. Sanatçının diğer çalışması “Kaystros (Küçük Menderes)”, suyun tarihsel izini sürerek hem doğal hem kültürel anlamlarını açığa çıkarıyor; Küçük Menderes havzasında tehdit altındaki türleri odağına alarak, insan merkezli bakışın ötesine geçen ekolojik bir farkındalık geliştiriyor.
Güneşin Oya Aydemir, İdil Acim ve Ali Aşkın Elibol’un ortak çalışması “Çulluğa Ağıt”, bizi nesli tükenmiş İnce Gagalı Kervan Çulluğu’nu hatırlamaya, kaybın yasını tutmaya ve yüzleşmeye davet ediyor.
Gökçe Süvari, nehrin denizle buluştuğu ekotonu eşik-mekân olarak ele alıyor. Virginia Woolf’un “Dalgalar”ından yaptığı alıntılarla kesişen çizim ve metinler, sabitlikle akışkanlığın, yaşamsallıkla kaybın çakıştığı bu kırılgan alanı görünür kılıyor.
Pınar Boztepe Mutlu, “Kör Alan” serisinde suyun arşivsel doğasına odaklanıyor; watergram tekniğiyle görünmeyen hafızanın izlerini sürerek peyzajı bir beden olarak ele alıyor.
Can Luca Etterlin, Pamucak sahilinde gerçekleştirdiği “Drifting Wood” adlı performansında hafızayı, geçmiş ve gelecek arasında bir diyalog şeklinde kurguluyor; İsviçre Alpleri’nden aldığı dere yatağının sesini Ege kıyılarında bedensel deneyimle buluşturuyor.
Sarp Keskiner, havzanın yitik balıkçılık belleğine referansla kurguladığı “O Balıklar Işık Oldu” adlı videoda işgal – geri çekilme pratiği üzerinden suyun mekânsal hareketliliğine dair tarihe referans yaparken, ekolojik kırım sonucunda yiten cinslerin hatırasını şavkıyarak birbiri içine geçen ışıklardan oluşan örüntülerle anıyor.
Sinan Kılıç, Küçük Menderes Deltası’nda ürettiği “Bir Bellek Alanına Bakmak” adlı fotoğraf serisinde havzayı yaşayan bir organizma olarak ele alıyor; sesler, izler ve toplulukların ritüelleri üzerinden dinleme ve tanıklık pratiğini kolektif bir hatırlama zemini olarak sunuyor.
Bunlara paralel olarak Shezad Dawood’un suyun belleğini farklı coğrafyalara taşıyan “Leviathan Cycle” serisi, her bölümünde kurmaca ile belgeseli harmanlayarak kendi başına tamamlanmış bir yapıt sunarken, bölümler her birleştiğinde farklı hikâyeler yaratıyor. Suyun sürekliliği ve kırılganlığı, izleyiciye hem kişisel hem de kolektif bir deneyim olarak açılıyor.
“Suyun Hafızası”, böylelikle bizi suyun akışında saklı belleği işitmeye, ekolojik kayıpları görmeye ve hem geçmişin hem de geleceğin sorumluluğunu birlikte üstlenmeye çağırıyor.
“Forecast Türkiye: Suyun Hafızası” projesinin araştırma ve yapım süreci British Council “Yaratıcı İşbirlikleri” hibe programı kapsamında, sanat kitabının üretimi ise SAHA Derneği’nin “Sürdürülebilirlik Fonu” tarafından desteklenmiştir.












